28 Şubat 2012 Salı

Gel,gel,ne olursan ol yine gel...

Konya doğumlu olmam Mevlana'ya daha bir yakın hissetmemi sağlamıştır hep...Bu yüce bilgelik ben de hep sonsuz bir derinliği çağrıştırır...Ne kadar araştırsan, ne kadar okusan daha fazla içine çeker seni bu derinlik...Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı çok büyük bir heyecanla 1 günde okuyunca Aşkın Gözyaşlarına ve Elif Şafak'ın Aşk'ına daha fazla zaman ayırmak istemiştim... Tabi bu kitaplar popüler olanlar....

Ne zaman bir kitabevine girsem mutlaka Mevlana'ya atfedilmiş bir eseri arar gözlerim...Tabii kendimi alamam sonra...Galata Mevlevihanesi de huzur verir...Arındırır...Müthiş bir enerjisi vardır oranın...Yüreği temizlenmiş çıkar gönüller oradan...


Come, come, whoever you are,
Wanderer, worshipper, lover of leaving,
Ours is not a caravan of despair.
Even if you have broken your vows a thousand times
It doesn’t matter
Come, come yet again, come”

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,ister kafir, ister mecusi,ister puta tapan ol yine gel,bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

21 Şubat 2012 Salı

İstanbullunun yükseklik tutkusu..Residance....

Yolu Ataşehir-Batı Ataşehir taraflarına düşen varsa beni anlayacaktır...Binaların yüksekliği artık almış başını gitmiş 40+ katlara çıkmış binalar,  20 civarı olanlar bile kısa kalmış...Yaptıgım yogun araştırmalara göre satış aşamasında da önce en yüksekler satılıyor sonra aşagıya dogru iniliyor...En yüksek fiyatlılar da en üstler...İnanılır gibi degil...Bizim İzmirde 5 kat üstünde kimse oturmak istemezken burada 10 kat altına herkes burun kıvırıyor...Bugün gördügüm manzarada ki 12. kat idi..1+1  (ancak 1 kaç kat da alttan yükseklik vardı otopark vs..) Varyap Meridian,Dumankaya İlkon gibi bütün ucube sliütler , bakınca bayaa modern bir şehirde yaşıyormuşsun hissi veriyordu , sanki aşagıda hiç çirkin yapı yok..zaten görünmüyorlar ..insanlar da minicikler...Sanırım İstanbuldan , gecekondu görüntülerinden, özellikle de insanlarından bunalan şehrin insanı en azından evine gelince hiçbirini görmek istemiyor...Haliyle ufacık görünen araba ve kişiler de hiç sinir bozucu olmuyorlar...Kuş bakışı evleri,binaları görmek de yüksek binalar arasında kendini ufacık hissedip , güven kaybı yaşayan insanlara güven duygusu veriyor..Dagdaki çobanın köyün en tepesinden , köyüne bakıp mutlu olması gibi bir şey...

Bir de 3. katdaki 2+1 in manzarasına baktım ...çevre yolun durmadan geçen araçlar, camı açar açmaz karşıda hemen bir bina ,diger odan biçimsiz eski eski evler...Kendimi birden aşagı kata gelince çirkin bir semtte hissettim...

Üstelik 12.ci kattaki1+1 in fiyatıyla 3. kattaki 2+1 in fiyatı neredeyse aynı...biri 72 digeri 96 m2...

Düşün taşın...üstteki residance de karar kıldık..kaporayı da verdik...Valla villa alırken bu kadar saskınlık içinde kalmamıştık...Ama şu da bir gerçek ki alt kattaki bize sıradan bir semtteki bir daire hissi verdi digeri ise residance...Hayırlı olsun....

20 Şubat 2012 Pazartesi

Para mı ? Gayrimenkule yatırım yapmak mı karlı?


İşte evimin resmi :) Oturacak yer yok ama olsun bu kadar para olunca oturmamak lazım zaten , ne bileyim zıplamak, dans etmek ,vantilatörle paraları havalara uçuşturmak güzel olur sanırım...Yok yok ...bunlar bana çok dağınık geldi, hepsini bavullara koyup bankaya goturmek en güzeli..Hem artık bankalarda biraz yüksek bir hesabınız olduğunda öyle iyi davranıyorlarki o keyfi yaşamaya değer...Sonra hemen TL ye çeviririm..nedense sonuna kadar milliyetçiyim artık, sadece ülkem ve değerleri güven veriyor bana...Sonra gayrimenkul...Ne kadar güzel geliyor bu kelime bana ne kadar ahenkli ve zengin bir kelime...gayrimenkullll...bana paradan daha hoş geliyor...evet evet ben asla paracı olmadım ama sanırım gayrimenkulcuyum...aşagıdaki resim yerine havuzlu çeşit çeşit villalar , residance'lar bana daha cazip geliyor....Daha dogrusu gayrimenkul olsun da ...ve de tapuuu...Paranın kıymeti yok artık, eriyip gidiyor, oysa gayrimenkul inanılmaz artabiliyor ,degerleniyor...  en iyisi....

Bir zamanlar İzmir

Çocuklugumun İzmiri, hani şu annemle babamın elini ,kaybolmamak için sımsıkı tuttuğum günlerdeki İzmir..Bu üst geçitte konakta Saat kulesine yakın bir noktada....O zaman ne kadar büyük, kalabalık , gürültülü ,karışık gelirdi gözüme...Oysaki İstanbuldan sonra ne kadar da sakin, kolay, bozulmamış geliyor şimdi...Kalabalık denince İstanbul öyle kalabalık oluyorki haftasonları dinlenmeye-eğlenmeye mi gidiyoruz , yoksa kalabalık içinde bir sey yiyip içebilirsek , oturacak yer de bulabilirsek kendimizi şanslı mı hissediyoruz belli degil...Oysa İzmir hafta sonraları başka bir güzel İzmir daha da sakin, daha bir keyifli...herkes cuma aksamından yazlıgına kaçmış , yollar rahat, insanlar rahat...


17 Şubat 2012 Cuma

Pratik lahana sarması & kuru patlıcan dolması





Bekarken hiç yemek yapmayan ben , yemek yapma konusunda pratik yöntemler geliştire geliştire , zor yemekleri bile kolay hale getirebildim sonunda...

Bizimkiler taze yemek severler değil 3 günlük yemegi ertesi gün bile aynı yemekten yemek istemezler...Durum böyle olunca yemek hem taze, hem lezzetli hem de bir ögünde yenecek kadar olmalı...

Eskiden büyüklerimiz sarmayı, dolmayı koca koca tencerelerde yapar ısıtır ısıtır yerlerdi..günümüzde bu pek sevilen bir sey degil...

Pratik tarifi veriyorumm

İç malzeme
1 su bardagı pirinç
Maydanoz-dereotu bir demet,
Nane (kuru veya taze..) bir tutam
2 domates rendesi (kışın hazır domates rendesi de olabilir 2-3 kaşık)
Domates ve antep biber salçası karışık
Zeytinyağ
Tuz,karabiber

Lahana
Kuru patlıcan
Kurutulmuş domates
Limon

Lahananın yapraklarını yavaşça ayırın ,kalın kısımlarını kesip birer yaprak şeklinde olmasına dikkat edin..Bunları geniş bir tencerede haşlayın...(çok yumuşamasın ama)
İç malzemeyi karıştırın ,yumuşamış lahana yapraklarına sarın...Eğer içiniz artarsa hemen 5-6 kurupatlıcan haşlayıp , iç malzemesine  biraz limon sıkıp patlıcanları doldurun ve kurutulmuş domatesle kapak yapın...

Yogurtla yemegi seviyorsanız üzerine ayrıca limon koymayın..Eğer limon tadını seviyorsanız pişmeye başladıktan sonra bir iki dilim limonu aralarına sıkıştırın..,üzerinde zeytinyağ gezdirin, pul biber ekleyin...Pişince tadı muhteşem...



Puzzle yapmak zevkli mi?


Yaklaşık 3 ay once Topkapı Sarayından aldıgım 500 lü puzzle ile başladı ilk büyük çaplı puzzle maceram...

Kızım Elifin neredeyse dogdugundan beri bir çırpıda yaptıgı Winx li puzzle'lar artık 250 parçalık olanlarıyla zevk vermemeye başlamıştı....

Hazır Muhteşem Yüzyıl fırtınası varken ,Topkapı Saraylı padişahlı falan bir puzzle hem egitici hem eglenceli olur diye dusundum kızıma ona yardım edecegimi soylerek almış bulundum...Tabiiki başıma kaldı...

Kutudan dokulen miniminnacık parçalar önce kocaman bir masayı kapladılar, sonra altlarına A4 ler sokarak zorla yerini değiştirebildigim büyük bir sehpaya taşındılar..

Sehpa uzun süre iptal oldu hala iptal ama en azından yanına bardak falan koyacak mesafe kaldı...

(Renklerine göre ,oradaki yüzlerce adamın karakteristik sarıklarına-başlarına göre bir ayrım da  yaptık...)

Yayıntıdan nefret eden eşim Özgür ise önce çok mücadele etti çabuk bitirin, kaldırın şunları falan diye ama artık o da kabullendi...

Özellikle Özgür,sehpanın yanındaki deri koltugunda oturup telefonla konusurken ,kagıt  lazım olunca yukarıda gördüğünüz puzzle'ın altındaki kagıdı çektiginde ben oyle bir tepki verdim ki...Özgür bozdugu kısımları 2 gunde düzenleyemeyince bu çileli ugraşın ne kadar zahmetli ve deger verilmesi gerektigini sanırım anladı...

Uğraşıları arasında puzzle yapmak yazanları artık anlıyorum..Dünyanın en sabırlı, en karmaşık olayları çözebilen, araştıran, yılmayan, sonuca odaklanan, en ufak delillerle iz sürebilen insanları onlar...

Bu puzzle olayının ailemizi derinden etkiledigi kesin, zevkli mi , beyni mi çalıştırdı, işkence mi yaptı, orası karışık ama zorlasam bir kaç gunde bitirecegim bir aşamaya gelmeme ragmen nedense bir yanımda ondan kurtulma, boşluk kalacak içinde diyor...

16 Şubat 2012 Perşembe

İstanbul Çengelköy Tere'de Kahvaltı

Logo

Bugün  Terede Sınıftaki velilerle kahvaltımız vardı...Çengelköyden Beylerbeyine giderken sagda taş bina...Tabelası küçük anlaşılmıyor, girişin de nereden oldugunu anlayamadık...Girişte kimse yoktu...Neyseki birini görüp aşağıya inebildik...Kış bahçesi tarzında boğaza sıfır olan kısım sanırım rest. daki en güzel bölüm..Kahvaltı çeşitleri kaliteli ve güzeldi ..Ama aynı özen çay-kahvede geçerli degildi..Lacivert,Aija kadar olmasa da iyi sayılır...Çengelköy tarafı için güzel yerlerden biri...Tavsiye edermiyim??? ...kararsızım...

Kişi başı:39 tl..Grup ind. yok..