24 Aralık 2012 Pazartesi

İÇİMDEKİ ŞARKI GERİ GELDİ

Genelde pozitif biriyim...Hatta fazlasıyla olumluyum diyebilirim.Fakat ne yazıkki herkes gibi benim de bir kabım var ve damla damlalarla dolunca taşabiliyorum.İşte o zaman içimdeki şarkı kaybolabiliyor bir süre....
6 aydır yani  yeni yöneticilik hayatıma başladığımdan beri hep sabırla davranıyorum  ama geçen hafta bir anda enerjisiz buldum kendimi , iptal olma durumu yani...Herseyden bir anda vazgeçebilme , bir isyan bir tepki  ruhaniyeti içindeydim.Neyseki haftasonu toparlayabildim, bugün aksam iş donusunde de arabada muzik dinlerken  içimdeki şarkı tekrar yerine geldi...:)
Şimdi daha guzel hersey ,,İzmir guzel, hava guzel, işim güzel, kızım güzel....

2 Ekim 2012 Salı

ÇALIŞAN ANNE OLMAK

3 ay once yeniden çok yoğun bir işkadını oluverdim :) 3 ayda toparladığıma göre ne kadar sistematik, kararlı oldugumu siz düsünün...

1.Pratiklik : Oldum olası pratiğimdir. Sonuç odaklı olun , nasıllara takılmayın Haticeye değil Neticeye bakın..Ayrıntılarda bogulmayın.
2.Delege Etmek:Hayatınızda kim varsa mutlaka birilerine bir seyleri delege edin görevlendirin...Herseyi sizin yapmanız mumkun değil...
3.Durumu kurtarmak: Acilen işe başlayacaksınız ve sahane bir bakıcıya/ yardımcıya  ihtiyacınız var..En azından evi emanet edebileceginiz biriyle başlayın bu arada arayış içinde olun...O durumu idare etmek onemli...
4.Şartlarınızı net belirleyin:Yardımcı ile ilgili şartlarınızda kararlı olursanız emin olun boyle birinin cıkma ihtimali yüksek...Bizimki 2.5 ay sonra çıktı karşımıza...Ne çektik bilseniz...
5.Acele etmeyin: Herşeyin zamanla düzelme ihtimali yüksek. Bazı şeyler zaman istiyor zaman...
6.Alışverişe zaman harcamayın :Kıyafet dışındakileri bırakın yardımcınız alsın...Zaman en buyuk degeriniz..
7.Ailenizin size mızmızlanmasına aldırmayın.Sen daha guzel yemek yapıyorsun, ben eski annemi istiyorumlara kanmayın.
8.Tabii ailem benim için 1 numara diyorsanız işi çok fazla buyutmeyin kafanızda unutmayın herşeyin bir cozumu vardır...



Hayata gülümsemek

Hayat bazen bir pazar sabahı Kordonda ailecek kahvaltı yapıp, 9 yaşındaki kızımla sevgi yolundaki kitapçıları gezip , Burger King'te kalorisine aldırmaksızın whopper menü yiyip, English Home'dan cupcake'li nevresim alıp , kızımın dondurma yerken dişinin çıkmasına gülümsemektir.

18 Eylül 2012 Salı

İzmirde Yeni Hayat

Şu an ;  hayatımın bu noktasında ,bir Fabrika Müdürü'yüm. Bana bağlı, birimler, çalışanlarım, sorumluluklarım, yeni şirket telefonum ve yeni arabam hatta taşındığım yeni evim ,yeni iş kıyafetlerim, yeni yardımcımla kısacası İzmirdeki yeni hayatımla tam da istediğim noktadayım...Demek ki çok isteyince gerçek olabiliyor herşey....

4 Haziran 2012 Pazartesi

Roma & Venedik Tatili Öncesi





Haziran 10 İtalya'ya uçuyoruz...Yıllar önce Malta'da 1 ay kalmıştık ..Dil kursu, sürekli bir gezme-eğlenme modu çok hoşumuza gitmişti..Özellikle dondurmalı pastalarını, kavunlu dondurmasını , sürekli patlatılan havaii fişeklerini unutamadık...Malta çok yakın İtalya'ya ve ondan esinlenmeler var tabii..

Geçtiğimiz haftalardaki İtalyada oluşan depremler, THY grevleri, benim yeni iş ve İzmire taşınma işleri , İtalyadaki hijyene çok önem verilmemesi ve yemeklerin çok da iyi olmadığı hakkındaki duyumlarım sonunda tıpkı yukarıdaki Marilyn gibiyim...

3 Haziran 2012 Pazar

YORGUNLUĞA ÇARE

                               
Yıllardır  sabahları uyanmak için geceleri uyumak için uğraşıyorum.Denemediğim şey kalmadı diyebilirim.
Sabahları geç açılan biri olarak çay, kahve (türk kahvesi, nescafe) , çikolata, Supradyn, her türlü vitamin ,Solgar, GNC vs vs
Akşamları eğer kafama birşey takmışşsam, ya da heyecanlamışsam, çok çay kahve içmişsem bu seferde uyumak için..ılık ballı süt, ıhlamur, papatya çayı, melissa, kantaron, kedi otlu bir karışım vardı onu bile içtim.
Çeşitli denemelerden sonra daha basit çarelere ulaştım..
Ayılmak açılmak için tarçın-karanfil 1 numara...Kan şekerini de dengeliyor açlık krizine girmiyorsunuz..Annem önermişti işe yaradı işte tarif: 1 yada 2 kabuk tarçın 7-8 karanfil 1 çay bardağı su ile 5 dk kaynatıp  10 dk demlensin , için .Her gün içerseniz işe yaradığını göreceksiniz...
Uyumak için doğadan relax aldım , reklamında yastığın üzerinde kafanızın izi çıkıyordu..Okadar değil ama bence iyi...Eğer kafayı birşeylere çok taktıysanız İnsomin adında (psikomotor düzenleyici asla bağımlılık yapmayan, zararı olmayan) bir ilaç var.İlaç deyince gözünüz korkmasın asprin gibi birşey. Tabii mutlaka doktorunuza danışın..Ben doktor değilim ancak işe yaradı..Çok geniş kitleler kullanıyor.Stres vücuda çok daha fazla zarar veriyormuş çünkü..
Sabahları zinde,  akşamları rahat uykulu günler....

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bayramoğlu Döner Efsanesi

Efsane bitti....
O kadar deger vermişken o kadar ozlerken hayal kırıklıgına ugradım açıkçası...
Geçen hafta İzmirden 4 gunlugune İstanbula gittim.Eski alışkanlıgım.. 11 yıl yaşadım İstanbulda ...
Alışkın oldugum yerlerden biriydi burası ilk açıldıgı gunden beri...
Sitelerine link olarak koydukları sosyal medya yazısının (aşagıdaki yazı) bana ait oldugunu söyledim.Aylardır bu yazım yayınlanıyor..tıklanıyor...
Sonucta ne begenirsiniz saka gibi hesapta 12 tl indirim yaptılar yazıma verdikleri değer olarak...Çok sinir olduk...Bir sey bekledigim yok nezaketen bir tatlı ikram et mesela...Bu kadar da misafirperverler !!!
Üstelik hiç eski havası yok ayakta kaldık ,oturdugumuz masa temizlenmemişti, lavaslar soguktu , soganı bile biz soyledik te zorla gelebildi...Ette bile yağ oranı artmış...Üstelik ugultudan ne yedigimizi anlamadık...
Ne oldum dememeli...Keyif alınabilecek bir yerden cıkmış...
Dedim ya bitti benim için ..Kesfedilecek başka yerlere yönelecegim duydugum pek cok nam salmış dönerciye mesela...



26 Mayıs 2012 Cumartesi

EV DETOKSU

Düzeni seviyorum ve fazlalık şeylerden kurtuluyorum diyorsanız yalnıız değilsiniz.

Ev detoksu ipuçları:

1-''Sade'' bir zevke sahip olmak gerekli.
2-Başkalarına yardım etme ihtiyacı..Eğer kullanmadığınız eşyaların başkalarının işine yarayacağını düşünürseniz işiniz çok kolaylaşıyor..Son 1-2 yıl kullanmadığınız tüm eşyaları verseniz bile müthiş bir kazanım oluyor.
3-Kitaplar, filmler , teknolojisi geride kalan vcd player'lar , oyuncaklar, süs eşyaları , aksesuarlar başkaları için çok cazip ve mutluluk verici olabilir.
4-İlkbahar ve ev taşıma zamanları bu iş için en uygun zamanlar...Yenilenmek için büyük fırsat...
5-Ev detoksuna başlamak için önce dolaplarınızı, kapalı yerlerdeki saklanmış eşyalarınızı gözden geçirmeniz gerekiyor.Anılarınızla yüzleşmenizi, zaman tünelinde yolculuk yapmanızı da sağlayacaktır.
6-Ben eşyaya bağımlı değilim.Gereğinden fazla anlam yüklememek lazım eğer çok özel değilse..Hiç bir eşyasını atmayıp yenilerini aldıkça sıkış tepiş oturanlar var...
7-Kesin kural: yeni şeyler aldıkça birşeyleri de gözden çıkarın..Çıkaramıyorsanız benzerini almayın.
8-Depolama alanlarınızın boşalması size yeni alanlar ve rahatlık kazandıracaktır.
9-Ev detoksu yaparken daha önce arayıpta bulamadığınız bir çok şeyi ya da unuttuğunuz eşyalarınızı da bulacaksınız.
10-Eşyalarınız sınıflandırmak düzen için en iyisi kırtasiye malzemelerini aynı yerde toplamak gibi...Tabii fazlalıklar dışarıya...

Ev detoksuna başlayacaklara kolay gelsin...


22 Mayıs 2012 Salı

BATIL İNANÇLAR

                                                     

Herkes gibi benim de var...(Sakın yanlış düşünmeyin bunlar yıllar içinde oluştu ara ara aldım bunları)

1-Nazar boncuğundan başlıyorum..Evde bir sürü var hele bir de farklı bir tasarımı varsa almadan duramam..

2-Şimdi fil figürüne taktım..Şans getirir derler ya..İlk aldığım Alaçatıdan  bir sıra halinde 7 tane cam  fil...Bugün aldığım ise anne ve yavru fil.metal görünümlü ama çok güzel (Mudo 99.50) kesin şans getirir diyorummm...

3-Nar figürü..2 adet var bunun için seramik kursuna gittim..Benimkiler Seramik sanatçısı Melis Tüysüz tasarımı...

4-Yonca figürü...4 yapraklı yonca olmadan olurmu hiç? Yeşil keçe yoncalarım heryerde , bahçede , ayakkabılıklarda...Ama çok sevimliler...

5-Batıl inanç değil Dini inanç ama ..Dualarım tabiiki..Karınca duası , Bereket Duası , neredeyse her odada dolap üstünde mutlaka Kuranı Kerim...Duasız olmaz...

6-Feng Shui deki bol şans getiren kırmızı  püskül..Ben almadım gerçekten..Özgürün  anneler günü hediyesi Tasarım Osmanlı lokumluk üzerinde var..ayrıca hediye bir mumluk üzerinde de.. O da tamamdır..

7-Rüzgar çanı...Kaçar mı..Balkon penceresinin demirinde..Kaçmaz..

8-Kırmızı çiçekler, pembenin gücü kanıtlanmış...

9-Eve gelirken merdivenlere hep sağla başlarım, uyandığımda da sağdan kalkmaya çalışırım...

10-Elden bıçak vermem...Soğan da verilmez miş..Ananem söylerdi dinliyorum...

11-Merdiven altı geçmem ...Ayna kırmak istemem...

Düşünün mutlaka sizin de vardır...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

SIR


Sır işte burda...Bir de o sır o istekler gerçekleşinceye kadar ki bekleyiş...O sabırsız günler..Güçlü istekler....
Ben nedense geçmişi değil şu anı zor yaşayanlardanım...Hep a,b,c,d planlarım var...Genelde düşünmeye başlayınca bir sonraki adımı, eşikten geçtikten sonraki hayatı, mekanları yaşıyorum. Hayal diyeceksiniz bence değil düşündüklerimi öncesinden yaşıyorum neredeyse...En ince ayrıntısına kadar görebiliyorum.. Mesela  istediğim evi almadan o evde nasıl yerleşirim , nasıl arkadaşlarımı ağırlarım odaların paylaşımı, havuzun , bahçenin bakımına kadar kafamda çözüyorum herşeyi..Alınca da sanki önceden herşeyi biliyormuşcasına çok kolay adapte oluyorum. Faydası da bu işte...
Hayal ettiğiniz yerlerde önceden yer edinmeniz önemli...Gezmek oralardaki mekanlarda zaman geçirmek..Ya da araştırma yapmak istediğiniz işle ilgili..Kopmamak.....Boşuna olmayacak hiçbirşey...Onunla ilgili bir frekans yakalamak önemli...Bu sadece ev için değil, iş için ,yaşamınızın değişmesi için, herşey için....

Şu sıralar yine bir geçişi yaşarken bunları düşünmeye çalışıyorum. Nasıllara takılmıyorum.. Sadece resmi görmeye odaklanıyorum...Biliyorum herşey güzel olacak...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

KADINLAR İÇİN SÜRÜŞ TEKNİKLERİ

İstanbul gibi bir yerde araç kullanmak marifet istiyor. 8 şeritli yollarda insanların deli gibi birbirini geçmeye çalıştığı, zig zag yaparak yol aldıkları, devasal araçların müthiş hız yaptıkları ayrıca döneceğiniz yolu kaçırırsanız istediğiniz yere gitmenin  bir hayli zorlaştığı düşünülürse  gerçekten başka bir frekansta olmak gerekiyor...(deli işi diyebiliriz)
Nedense yıllarca şu TEM denen yere yakın yerlerde oturduk..Bahçeşehir gibi..Şimdi de Hisar...Zekeriyaköydeyken rahattık ama orada da acayip kamyon vardı inşaatlar yüzünden...Neyse bu aralar ileri sürüş teknikleri eğitimi alıyorum...Amatörler için basit tavsiyeler...

1-Aracınız mümkün olduğunca en güvenlisinden olsun mümkünse bayan için en iyisi jeep'ler ...Ben Suzuki Grand Vitara kullanıyorum yıllardır...Müthiş memnunum.Metal barlar olduğu için kimse yanıma yaklaşmıyor, herkes yol veriyor.Öyle sıkıştırma falan yok ...Yalnız araba fazla güçlü Motor gücü:2500 komşunun duvarına hafifçe değdirdim ben de bir şey yok ama duvar göçtü...

2-Araba yüksekse yola daha hakimsiniz...Ben alçak arabalarda rahat edemiyorum..Kendimi yere yapışık gibi hissediyorum..Bir de altı bir yerlere değiyor falan...Mesela Özgürün Audi'siyle asla değişmem benim arazi canavarımı...

3-Mutlaka otomatik vites olsun..Bence diğeri bayan psikolojisine, fizyolojisine hiçbirine uygun değil...Yok kavrama noktası , yok vites değiştir...Ayağını bir ona bas bir buna ...Öff hiç benlik değil...

4-Mümkünse eşinizle araba kullanmayı öğrenmeyin eşler çok sabırsız...Eşinden güzel eğitim alabilen hiç duymadım...Babanız bile daha iyi...

5-Yolun açık olduğu zamanlarda çıkmaya çalışın mesela hafta içi öğle saatleri boğazda hiç trafik yok..Hafta sonu felaket...

6-Sağdan gidin yavaş gidin yanınızdakinin hızlı git hızlı git , solla demesine çok kulak asmayın.

7-Kesin kural akııcı tarafikte yavaşlamak için frene basmayın ayağınızı gazdan çekin...

8-Arkanızdan korna çalan olursa hiç üzerinize alınmayın...(Hata hissetmiyorsanız...) Herşey için çalıyorlar çünkü...Bir de kaza yapanlar genelde profesyonel araba kullananlarmış amatörler çok dikkatli oldukları için daha şanslılar...

9-Ben şahsen Bismillah'la öğrendim diyebilirim..Bildiğiniz duaları okumak işe yarıyor..:) Mesela arkamda kimse olmasın diyorum genelde bakıyorum yol bomboş...

10-Bilinen yol en iyisi ,  bildiğiniz yolda bol pratik yapın sonra mesafeyi yavaşça arttırın ..Yeni yollar falan..Bir de yanınızda ''Çok iyi araba kullanıyorsun..Harikasın '' falan diyen biri olursa çok iyi motive oluyorsunuz...
İyi Sürüşler....

9 Mayıs 2012 Çarşamba

ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ

                                                    

Biri bizi bu özel günlerden kurtarsın artıkkkk...Bıktım artık isyan ediyorum ne zaman dışarıya çıksam birilerine hediye bakmaktan kendime zor zaman ayırıyorum...Öğretmenler günü, yılbaşından sonra sevgililer günü , kadınlar günü, sonrasında her yerde 23 için çocuklarla ilgili şeyleri gözümüze soktular, hemen sonrasında anneler günü hediyeleri bombardımanı, sonra babalar günü , hiç bitmeyen doğum günleri , evlilik hediyeleri...
Eskiden ne güzel sadece dogum günümü bilirdim, heyecanla beklerdim 14 Ağustosu benim için tek özel gün vardı...Evlendikten sonra bir anda tüm özel günlerin ortasında buluverdim kendimi...Başlangıçta Özgür unuttuğunda acayip üzülüyordum, tepki veriyordum ama ben de pes ettim artık...Ne olur bırakalım bu günleri...Ben de anneyim işte ama kendimden çok başkalarını düşünmek zorunda kalıyorum..Herkes ne alacaksa kendine alsa daha iyi olmaz mı?

Bu arada alışveri avantajlı hale getirmek için bu günler iyi olabiliyor...Mesela English Home'da, Esse'de , Boyner'de güzel fırsatlar var....

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HIDRELLEZ ŞENLİKLERİ

Orta 2. sınıftayken bisiklet resmi çizip balkona koymuştum hıdrellezzde...Bisikletler haliyle çok pahalıydı..O zamanlar askeri lojmanlardayız..Aradan çok geçmedi kompozisyon yarışmasında il birincisi olup yüksek bir para ödülü kazanmıştım tabiiki onunlada istediğim bisikleti aldım...

O zamandan sonra da Hıdrelleze hep inandım..Benim için çok özel oldu...Sanki dileklerimizin gerçekleşmesi için özel bir gün...Şenliklerini de çok seviyorum geçen yıl Göksu kafede harika geçmişti...A4 e yazıp gül dalına bağladığımız dileklerimin çoğunun gerçekleştiğini düşünüyorum...Gerçi Özgür ben okumayayım diye dilek kağıdını bir poşete koyup ,sıkıca bağlayıp öyle asmış gül dalına...Tabiii dilekleri görülmedi o yüzden gerçek olmadı onunkiler...Bir de bana sen okumuşsundur ondan olmadı falan diyor hala...

 Ben akşamı zor getireceğim..Akşama yine şenlik...Ateşten atlama..Ev yapımı yiyecek standına uğramadan olmaz...Eve dönünce herkes dileklerini yazma işini ciddiye alarak,  yazacak tabiii ve umut dolu bir gecenin ardından yeni bir başlangıç daha...

27 Nisan 2012 Cuma

İstanbul Hava Durumu


Dün site girişinde 35 'i görmüşken tam da İstanbullular çıldırmış olmalı resmen benim plajda giydiğim kıyafetleri giymeye başlamışlar derken olan oldu işte ..Bugün  17.00 civarında gittiğimiz doğumgününde  1 saat sonra donmak üzereyken içeriye geçtik fırtınaya yakalanmadan eve zor atabildik kendimizi,  girişte derece 14 dü ve hızla azalıyordu şimdi sanırım 10 veya altı...Yine yağmur yine soğuk...

Ben biliyordum diyeceğim..Laleler, Erguvanlar bir aldatmaca...Bir pamukşeker...Yağmur soğuk olunca eriyip gidiyor işte ..Nerede büyülü güzellik?....Heryerde kaçışan , evine sığınan insanlar...

Geçen yıl mayıs ayında kazak giymek zorunda kaldığımızı unutmadım...Ah İzmirim nerelerdesin? Yağmur yağsa, soğusa hayat durmaz seninle...Hiç birşey senin sosyalliğine, eğlencene dokunamaz...Şu durumda...İstanbul mu İzmir mi diyemiyorum..Fark açık ara ortada...

26 Nisan 2012 Perşembe

As soon as possible

Ne zaman duysam yüzümde bir gülümseme belirir...Ayrıca çabuk sonuçlanmasını istediğim şeyler için hep içimden bunu geçiririm , bana sihirli bir kelime dizini gibi geliyor..Abra kadabra  gibi...As soon as possible...Sanki olmasını istediğin şeyi gerçekleştiriyor gibi...

Özgürle  ilk tanıştığımızda hep bunu söylerdi....Ve dediği gibi oldu tanıştıktan 3 ay sonra evlendik...Ben yogun iş tempomda disiplinli, ilkeleri olan biriyken , nasıl oldugunu anlamadan bir anda kendimi İstanbulda buluverdim...Ve hayatım değişti...Onun hep dediği gibi,  as soon as possible....

2012 İSTANBUL ERGUVAN YILI


Lalelerden sonra şimdi de erguvanlar heryerde....İstanbulun bizlere yeni bir bahar hediyesi...İstanbul'da yaşamıyorken , sadece iş için geldiğim zamanlarda  bu tip festival&ritüellerden haberim yoktu aslında. 11 yılın sonunda nerede , nezaman ne yapılır, nereye gidilir oldukça çözdük İstanbul'u...Kolay değil , şehir değil ülke sanki..Gezmesi güzel yaşaması zor ...Bazen hiç çekilmez , bazen de çok büyüleyici...Ben yukarıdaki fotografı  çok sık uğradığım Küçüksü Kasrından çektim.Buradan 2. köprü ve Rumeli Hisarı manzarası çok güzel...Erguvanlar karşıda olmasına ragmen harika görünüyor...2.Köprüden de güzel erguvan manzaralarına şahit olabilirsiniz...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Somon Balığı Mucizesi 3 Farklı Deneme..


Somon balığını müthiş seven , yemekten acayip keyif alan bir Türk var mı bilmiyorum...En azından ben tanımıyorum...Bizim şahane balıklarımız dururken..(Deniz çupraları, levrekleri, tekirler , sarıkanatlar vs vs...).
Geçen yıl Portekizde (yenecek dogru dürüst yemek olmadığından) her gün okyanus balıklarını yedikten sonra bizim balıklar daha iyi gelmişti...En azından bizde daha güzel pişiriliyor...(Orada küçük balık yok, biz göremedik...) Ve alışkanlık oldu işte bazen 2 bazen 3 kez balık yiyiyoruz o zamandan beri...

Son 3 haftadır da sanırım 10 yılda yemedigim kadar somon yedim....Artık haftada bir, Somonu menüye ekledim...
Tavukla ilgili iddialardan sonra , içimizdeki  tavuk yemeye karşı isteksizliğe karşı Tavukla Somonu değiştirmiş bulunuyorum...
Yıllardır Somon mucizesi, şöyle faydalı-böyle faydalı , yok gençlik iksiri, çocukları dahi yapıyor, cildi mükemmelleştiriyor iddalarına hep kulak tıkadım...Yıllar önce ızgarada yaptığımız Somondan öyle midem bulanmıştı ki bir daha bakamadım bile...

1.Neyse ilk denememde aldığım tarife göre az suyla haşladım ...Çok kötü değildi ama...Zorla yedik..

2.Deneme başka bir tarif..Önce zeytinyağda sarımsaklar çevirilip somonlar konuyor kapağı kapatılarak pişiriliyor..Pişen taraf çeviriliyor...Bu da ağır oldu kızartma gibi ..Zaten balık çok yağlı...Ama tadı daha iyiydi..

3.Bu sefer kendi yorumlarıma göre yaptım...Öncelikle Somon fileto aldım..Kılçıksız ve kemiksiz..Derisini de aldırdım...Bu sefer seramik-teflon tavada çok az zeytinyağ ( neredeyse damlarla ) sarımsak çevrilip...Sonra somonlar...Üstüne biraz sıcak su ,üzerini kapat suyu çekince üzerine biraz daha zeytinyağ...Bir-iki damla limon-tuz hafif kızarmış olacak...Bizce süper oldu ...

Birazda Somonu tanıyalım...


Çeşitli zorluklara göğüs gererek nehirler ve vadiler aşan somon balıkları, Kuzey Amerika’nın Batı kıyılarındaki nehirlerde yaşar. Doğdukları yere ulaşmak için ters yöne, akıntıya karşı yüzerler kimi zaman bulundukları su yüzeyinden 4 metre yukarı sıçrayarak çağlayanları aşarlar. Sonunda hedeflerine ulaşırlar ve yumurtlamak için, doğdukları noktaya tam olarak geri dönmeyi başarırlar.
Milyonlarca yıldır yaşayan tüm somon balıkları, yaklaşık 1300-1500 km’lik bu zorlu yolculuğu her yıl aynı beceriyle başarmaktadırlar. Peki ama nasıl ?
Araştırmalar, somonların bu yolculuğu yerine getirebilmeleri için özel bir duyu sistemiyle yaratıldıklarını göstermektedir. Somonlar okyanuslarda yönlerini bulmak için, dünyanın manyetik alanını algılayan pusulalarla yaratılmışlardır. Bu sayede Pasifiğin dev suları içinde yönlerini hata yapmadan bulurlar.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken asıl nokta , somon balıklarının 1500 km’lik uzaklıktan yola çıkarak yüzlerce nehir yatağı arasında kendi doğdukları akarsu yatağını nasıl bulduklarıdır. Bu başarı, doğal pusuladan çok daha farklı bir sistem gerektirir.
Somon balıklarının bu müthiş yolculuğu nasıl gerçekleştirdiğini anlamak amacıyla Amerika’daki Wisconsin Lake Laboratuvarlarında çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda somonların yönlerini belirlerken koku alma duyularını da kullandıkları ortaya çıkmıştır.

17 Nisan 2012 Salı

Anadolu Kavağı ve Yoros Kalesi





İstanbulda yaşıyorum sıkıldım, havam değişsin diyorsanız, havanızı bir anda değiştirecek farklı adreslerden birisi Anadolu Kavağı...İstanbul insanı şaşırtan bir yer..Öyle yerler varki burası İstanbul olamaz gerçekten çok farklı diyorsunuz.Marmaranın Karadenizle buluştuğu çok geniş bir mavilik, uçsuz bucaksız bir derinlik hissi, her mevsim sert esen rüzgarı Yoros Kalesinde bulabilirsiniz...Anadolu kavağını geçince tabelalar sizi yönlendirecek..Dönüşte Anadolu Kavağında tahta oyuncak kukla vs, deniz ürünleri-süsler dolaşılıp tabiiki balık yenecek sonrasında waffle dondurma...

(Biz bu sefer Kavaktaki onca salaş balıkçının arasında tertemiz parlayan Fish House 'u tercih ettik..Hizmet o bölgeye göre çok iyiydi...)

14 Nisan 2012 Cumartesi

İstanbul Lale Festivali


                                                

Şu sıralar İstanbulun heryerinde yüzlerce hatta binlerce rengarenk laleleri görmek mümkün..Öyle güzeller ki bakmaya doyamıyor insan..Bu yıl 7. si düzenleniyor. İlk başladığında herkes kendince bir yorum yapmıştı..Ne gerek var, çok maliyetli falan diye...Oysaki bütün kış İstanbulun cefasını çeken bizlere en güzel ödüllerden biri bu...Ben çok mutlu oluyorum onları görünce ve heryıl sabırsızlıkla bekliyorum...Merak edenler için şu an İstanbulun heryerinde ama en çok lale festivalinin yapıldığı Emirgan korusunda...Laleler eşliğinde kahvaltı ise müthiş..
1-30 Nisan 2012 Emirgan Korusu

9 Nisan 2012 Pazartesi

Chef's Secret



Yıllardır İstanbulda yaşamanın getirdiği birşey önce hep bir şeyleri, yeni yerleri arıyorsunuz sonra sevdiğiniz yerlere takılıp kalıyorsunuz kendi balıkçınız, kendi cafeniz, kendi mekanlarınız oluyor bir yakınlık , alışkanlık oluşuyor bir yerlerle...Yeni yerlerin hepsi denemeye değmeyebiliyor.

Pazar günü için Tarabya'da yeni açılan bir yer keşfettim gittiğimize de değdi neyseki...Aradığım kahvaltıyı buldum...Tam istediğim çeşitler, kibar ve hızlı personel&servis, harika manzara, güzel bir dekorasyon ve güncel dergiler...Ben sevdim...Chef's Secret , Tarabya ya gitmeye değer...

''I dream = I am''

 Hamlet’in de dediği gibi “Olmak ya da olmamak” gibi... Hayatımızın amacı ne?
“Acaba benim düşlerim neler, doğru noktada mıyım?”
Dilemek aslında sende olmayanı ve sende olamayacak şeyi dilemektir. Düşlemek, çok daha farklı bir şey... Sen de onu düşleyebilme kapasitesi var ve sen onun olacağından emin olduğun için onu düşlemektesin çünkü kapasiten onu düşlemek için müsaittir.

Tam uykuya dalarken kurulan hayaller çok önemli. Gerçekleşmeye en yakın an...
Aynı zamanda kabuslar da gerçekleşiyor burada ve genel olarak uykuya olumsuzluklarla dalarız. O düşüncelerle dalıyoruz ve onlar uykumuzda daha da kötüleşiyor. Aslında biz düşlemenin güzel olduğunu sanıyoruz ama kabus düşlüyoruz, buna da olumsuz hayal diyoruz. Bu olumsuz hayal esas düşü kabusa dönüştürüyor. 
Eğer o cennetini korursan, muhafaza edersen nerde olursan ol o cennetinle olacaksın.
Düşlemek sadece bilinçtir, bilinçsiz düşleyemezsiniz… Düşlemek aslında farkında olmak, bilinçli olmak ve uyanık olmaktır. Ve sen kendini biliyorsun, ne istediğini biliyorsun demektir.

Yaratım sürecinin en önemli başı hayal kurmak mı ?
Düşlemek ama düşlemeyi istemek arzulamak değil, istemek de her zaman bir acı vardır, yalvarış vardır “Olmasını çok istiyorum” gibi ama diğer düşlemek “Ben kararlıyım, eminim bunun olacağından” demek.
Kişiler arası birlik, enerji akımı önemli...
İnsanların veya düşlerin birbirlerine girmesi, karışması gibi bir şey olamaz çünkü her insan, her düş farklıdır. Ve her insan orijinaldir özeldir, düşüyle beraber. Sen düşlüyorsan o sensindir, sana aittir ve sen düşünle özelsindir. Ama sen senin düşündeki insanlarla karşılaşırsın ama eğer onların farklı düşleri varsa zaten senin hayatına giremezler. Senin hoşlanmadığın veya mutsuz, olumsuz diyebileceğim insanlarla da karşılaşırsan onları da aslında sen düşlemişsindir. Eğer bir kadın acı çekiyorsa düşünde, gerçekten onu o acıyı yaşatacak erkekle tanışır ve onunla tanıştığı anda zaten acı çekmeye hazırdır düşü de öyle. Ve ona “Seni seviyorum” der çünkü ona acı çektirecek erkekle tanışmıştır çünkü zaten düşü acı çekmektir kadının!

Düşle, hiçbir zaman düşlemeyi bırakma! Düşüne inan ve gerçek takip etsin. Çünkü biz de tam tersi oluyor yani sanki biz gördüğümüz şeye inanıyoruz. Hayır, önce inanmamız lazım görmek için. “Önce göreyim önce şuyum olsun ondan sonra yaparım!” denilir hayır önce inanacağız ondan sonra göreceğiz!

“I dream = I am” “Ben ne düşlüyorsam oyum” şuanda bulunduğum yer zaten benim düşüm.
Prof. Stefano Elio D’Anna

6 Nisan 2012 Cuma

DİYETSİZ FORMDA KALMA YOLLARI

Liseden, üniversiteden tanıyanlar gördüklerinde beni neredeyse tanıyamıyorlar..Çünkü daha formdayım. Sırrı keşfettikten sonra yıllardır aynı formu koruyorum...Daha önce 60 kg üzeri iken şimdi 50-53 arasında gidip geliyorum..(istesem 47-48 de olabilirim ama ben de iyi olmuyor) İşte size kesin garantili, yakın çevremde oldukça etkili olmuş altın öneriler...(tabii 50 leri geçenlere geçmiş olsun diyorum yıllar geçmeden bu işi çözün)

1-Genetik nedenlere bağlamayın.. İsterseniz annenizin kopyası olun yine de fit olabilirsiniz...

2-İstediğim kadar zayıflayayım vücut yapım değişmez palavrasına da inanmayın...İnsanın vücut yapısı değişebilir..Kesin...

3-Ne kadar zayıflasam , yuvarlak hatlıyım,  daralmıyorum ..bu da bir palavra...İnsan kesinlikle beden olarak da daralabilir, sıkılaşabilir...

4-Anlaşıldığı üzere önce kendinizin ikna olması ile ilgili maddeler var  inanın tabiiki ,  herşeyden şikayet etmeyi bırakın, kendinizi sevin, güzel bulun, değer verin, kendinize özel zaman ayırın..

5-Şimdi yapılacaklar...Önce gurme olun...Seçici olun..Mideniz çöplük değil, yazık bedeninize, herşeyi midenize tıkmayın..O sunta gibi diyet bisküvileri vs , 5 zeytin azıcık peynir, ızgara birşeyler falanla uğraşacağınıza , habire birşeyler yiyeceğinize çok sevdiklerinizden az yiyin...İçinizden en çok ne yemek geliyorsa...Mesela mantı..az ve yağsız olmak üzere kırmızı biberli, baharatlı yiyebilirsiniz ama sürekli değil..Pasta mı tabiiki ...Ama az...1 dilim..Sabah bile yenebilir..Ama o olursa başka şey yenmez o öğünde...Tercih edin...Hem çorba, üstüne yağlı yemek , ekmek, yanında  pilav, üstüne tatlı olmaz tabiii.

6-Çok acıkmadan birşeyler yiyin...Frenlenemez bir açlık oluşturmayın.Mesela öglen çok acıkıyorsanız saat 11 gibi birseyler atıştırın...

7-Vücut hızınız yavaşsa mutlaka biraz hızlanmalı  yoksa isterseniz hiçbirşey yemeyin yine kilo veremeyebilirsiniz...Bu sporla da olur ..Mesela düzenli lahana suyu vb kürü yaparak da...

8-Hareket edin..Çalışın, gezin, yürüyün çok yürüyün, eğlenin,araştırın yaşam sevinci dolun..Uyuşuk, tembel olmayın üşenmeyin...

9-Tarçın&karanfil kan şekeri dengelemede çok faydalı  bundan kaynaklı açılığınıza faydalı olacaktır.

10-Kolesterol probleminiz yoksa Canan Hanımın (Karatay) önerdiği gibi bol bol yumurta tüketin.Hem kalorisi az hem tok tutucu.Deniz Berdan bile sabahları 3 yumurta yediğini belirtmişti..Çok az terayağla veya haşlanmış olabilir.Öğlen de mümkünse olabilir..

11-3 öğün de çok yemeyin..Dengeleyin mesela öğlen çok kaçırdınız akşam azla dengeleyin hep üst üste binmesin öğünler..Sabah diyelim yumurta -peynir vs yediniz , öğlen bir tabak sebze veya canınızın istediği birsey ama az ,  akşam normal öğün yiyebilirsiniz...

12-Başkalarının yanında diyet yaptığınıızı belirtmeyin veya onu bunu yemem kilo alıyorum demeyin insanlar üzerinize daha fazla gelip bir sürü yorum yaparak olayı büyüteceklerdir.Bırakın sizden başkası bilmesin..Onların yanında ölçülü bir şekilde en sevdiklerinizden yiyin diğerlerine de sevmedim, begenmedim ondan yemiyorum deyin...Bakın kurular hep birseyleri sevmez mızmızlardır biraz..

13-Yaşasın!..terleten spor kilo kaybettirmiyormuş...Ben de terlemeyi hiç sevmem fitness da sevdiğim aletleri 12-20 dk gibi sürelerle yapıyorum ..ama fazla değil sonra da tadını çıkarıyorum..Spa da...

14-Çorba -sebze yiyin...İnsanlar ne kadar yoğun, yağlı şey varsa sanki onları seviyorlar..Siz çorba- sebze sevmeye, tad almaya alıştırın kendinizi...

15-Bunları uygulayabilirseniz  (bahene üretmeden direnebilirseniz) kilo kaybınız mutlaka olacaktır...Sıra geldi bölgesel fazlalıklara...

16-Güzellik merkezleri hizmetimizde...Ama önce kilo verip gidilmeli...Bölgesel zayıflama veya sıkılaşma için harika yöntemler var artık...Bağdat Caddesinde Erol Kışlalıoğlunun asistanına gitmiştim...Aynı anda pekçok yöntemin uygulanmasının en faydalı ve çabuk sonucu getireceğini söylemişti..Mesela Caci Kuantum, Contour Wrap, RF, Lifting, Micro Plus , Ozon Sauna gibi uygulamaların eş zamanlı pogram dahilinde olması en olumlu sonuç getireni...

Formda günler....

Bahar aylarında fit görünmek istiyorsanız şimdiden harekete geçmelisiniz



Feng Shui

Feng Shui akımı başladığından beri hep onunla ilgili bir ilgim , eğilimim oldu...Bu aralar dekorasyona sardığım için Feng Shui 'ye de sarmış oldum. Rüzgar çanıyla başlayıp, aynalar, kristal küre, bambu flüt, 9'un katlarındaki kırmızı kurdele veya püskül,  Ba Gua aynası, su fıskiyesi derken ...Artık bayaa anlamış durumdayım felsefeyi...

Chi:Yaşam enerjisi
Ba Gua : Çok temel bir sey buna göre belirleniyor, hangi yönde hangi çalışmaların yapılacağı için en temel rehber..  (Olayın temeli bundan ibaret)

Geçen salı Rumeli Caddesinden aşağıya inip Nişantaşı'ndan Amerikan'a giden yolda , sağda Feng Shui malzemeleri satan dükkanı buldum. Dışından hemen anlaşılıyor...Ba Gua aynasının ortalama boyda olanı 20 TL...Yalnız dükkandaki kişiler için aynı enerjiye sahip olduklarını söyleyemeyeceğim..Hatta sizde bunlardan çok var size müthiş bir enerji akışı oluyor mu falan diye espri de yaptım ama tepki vermediler..Ben Ba Guasız olmama rağmen daha enerjik kaldım...Sonra herşey bir anda  balon gibi sönmeye başladı gözümde, bizim kapının üstünde dua var , evin her yerinde nazar boncukları var, bolluk için de kırmızı seramik nar,  yerim Ba Guasını, püskülünü bizimkiler daha iyi dedim ve çıktım çok da rahatladım..Bir seylere güvenmek , olumlu enerji verdiğine inanmak güzel ama herşeye de atlamamak lazım. Ben şu anda hala kitabı inceliyorum ancak mantığıma uyanları uyguluyorum..Her yere de kırmızı püskül asmak gibi bir niyetim yok..Mesela kurumuş bitkileri artık hemen yok ediyorum, taze çiçek alıyorum, belli yerlerde aynalar gerçekten ferahlatıcı, rüzgar çanı kapıda , bahçede var zaten ,ışık da özellikle çalışma alanları için gerçekten önemli buna dikkat ediyorum vs vs...Ama farklı bir bakış açısı için güzel bu Feng Shui...

                               Ba Gua aynasıBa Gua aynası

4 Nisan 2012 Çarşamba

Kotarmak

Son zamanlarda hiç hazetmediğim sanırım uzun süre kullanmakta direneceğim , ama giderek etrafımda daha sık duyduğum ( tabii kıl olduğum) bir kelime var , ''kotarmak'' . Biz yıllardır içinden çıkılması zor bir durumdan çıkıldığında bunun için durumu kurtardık derdik..Sanırım buradaki kurtarmak zamanla nasıl olduysa kotarmak olmuş..
 Sözlük anlamı olarak sonuç , benim dediğime geldi ...
Kotarmak;

1 . pişen yemeği başka kaba boşaltmak: İki kız kardeş güle söyleye sofralarını hazırlayıp yemeklerini kotardılar.- m. ş. esendal. 2 . hazırlık yapmak:
o akşam yemeği için kotarabildiklerinin bir kısmını yarı çiğ, yarı pişmiş önüme sürüyor.- y. k. karaosmanoğlu.
3 . mecazbir işi tamamlamak, bitirmek.
4 . mecazüstesinden gelmek.
 Ekşi sözlükte: Bir işi yapmak, başarmak, bitirmek anlamında kullanılan bir kelime... öztürkçedir... bir isi bitirmek, yemek pisirip kaplara koymak, ozellikle bir rolu başarili oynamak icin kullanilan bir tabir, nedense genelde sinema elestirmenlerinin agzindan duyulan, arkadaslar arasinda konusurken sanirim hic duymadigim fiil, becermek fiilinin is hayatinda kullanilan sekli, olur olmaz herhangi bir durumu açıklamak için kullanıldığında kulağa çok itici gelebilen eylem,dolu görünmeye çalışan kişilerin ağzından sıklıkla çıktığı görülebilir,nedense sinema eleştirmenlerinin çok sevdiği kelime, filmin şurası iyi kotarılmış, yönetmen burayı kotarmış gibi anlamları var...


Bence her ikiside aynı kapıya çıkıyor...( Ben de durumu böyle kotarayım pardon kurtarayım bari....:)




İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

3 Nisan 2012 Salı

Rembrant Çağdaşları

Pazar günü önce Kanlıca, oradan deniz taksi ile Emirgan, Emirganda kahvaltı ardından Atlı Köşk ,Rembrant Çağdaşları, Changa'da mola...İşte harika bir haftasonu... 
( Tabii sonra Colesium Burger House'da atıştırma, sonra spor, sonra Kavacık Bayramoğlunda Döner , Migrosta alışveriş...ve eve dönüş..tabii bunlar çok yorucu oldu.. ) 
Rembrantta 14 yaş altı çocuğunuz varsa bir yetişkin ücretsiz..Ben ilk kez faydalandım acayip mutlu oldum..Kızım da bayıldı sergiye....






2 Nisan 2012 Pazartesi

HAYATTAN RENGİ ALIN GERİ NEYİ KALIR Kİ?

Tabiiki koca bir boşluk...Sanırım kışı bu yüzden sevmiyorum..O kadar az renk var ki doğada kışın sanki heryer siyah, beyaz, gri gibi...(hayattan rengi alınca geriye kış kalıyor buna göre :))
Oysa bahar öylemi? Şu an İstanbulda öyle güzel renkler var ki görülmeye değer..Bugün terastan bakmaya doyamadım.Hangi çiçekçiyi görsem kendimi alamıyorum, boğaza bakmaya doyamıyorum, ya o bahçede açan meyve ağaçları sanki birer gelin gibiler...Sardunyalar, laleler,az önce yediğimiz mevsimin ilk karpuzunun kırmızısı..Çileğin tadı , rengi ve tutkusu...Denizin parlak mavisi, çimlerin yeşili, vitrinlerde rengarenk bahar kıyafetleri...Hayat renkleriyle güzel ..Sizce?

30 Mart 2012 Cuma

BUYAKA

Buyaka Alışveriş Merkezi











 Bugün IKEA'dan sonra Buyaka Alışveriş Merkezine gittim...Girişte hoşuma gitti cidden çok ferahlık, içinizi sıkmıyor, hemen Mudo'ya daldım sonrada Beymen'e...Ortadaki boşluk güzel , dekorasyon da bayaa modern geldi ama sonra beni çok sıkmaya başladı..Bir kere 1 katı dolaşmak için aşırı yürümek zorunda kalıyorsunuz o koca boşluğun etrafında dolanıyorsunuz, kat değiştirmek ise ayrı bir zulüm yine çok uzun bir mesafe yürünüyor...Doğru dürüst mağazada yok..İpekyolsuz, Zarasız, Mangosuz, Nine west-Park Bravo'suz, Tchibo'suz yere alışveriş merkezi denir mi hiç...Yemek yenilecek yerlerde çok atıl duruyor ben tercih etmedim doğrusu gidip IKEA'da yedim. Çocuk katı da çok zayıf..En üst katta resim defteri sordum şaka gibi -2 ye gönderdiler...Cavahirle, İstinye Parkla, MetroCity ile asla kıyas bile götürmez...Akşama kadar da asla zaman geçirilmez..Ben zor kaçtım içinden...Aklımda kalan tek şey ortadaki koca boşluk, renkli ışıklar , zemin kattaki oturma kısmı ve ayaklarımın boşa ağrısı bir şeye de değse bari...

24 Mart 2012 Cumartesi

Bugünün Önemi

Her gününüzü hayatınızın en güzel ve en önemli günüymüş gibi yaşayın, bir gün haklı çıkacaksınız.....

Bir iyimser...
                                        
                           

23 Mart 2012 Cuma

Bahçıvanla Çalışmanın Yolları ve Çim Ekimi

                                     Explore...

Zekeriyaköydeki  büyük bir bahçeden sonra Göksu'daki bahçe daha kolay yönetilebilir geldi.Yıllardır bahçenin içindeyim sayısız bahçıvanla çalıştık.Edindiğim deneyimler bende bazı ilkeleri oluşturdu...

1-Bahçıvanlar ister yabancı uyruklu, ister Türk, ister amatör, deneyimli , genç , yaşlı farketmez  hepsi aynı önce en uygun fiyatlılarını belirleyin.Çünkü çok fazla ödeseniz de hizmet aynı oranda artmayacaktır.

2-Bahçenizin metrekaresi onun için farketmeyecektir. Muhtemelen 600 metrekareye de 200 m2 ye de aynı fiyatı verecektir, buna kanmayın.

3-Bahçenizin çim ekimi 200 TL ye de mal olabilir 2000 TL ye de...O yüzden fiyatlara kanmayın.

4-Herkes herşeyi sizden iyi bildiğini hissettirmeye çalışacaktır, bilgiçlik taslayanlara müsaade etmeyin en iyi bilen siz olun. Emin olun kimse sizin bahçenizi sizden iyi tanıyamaz...Çünkü en çok zamanı siz geçiriyorsunuz...

5-Bazen tahmin bile edemeyeceğiniz kadar komplex işlemler yapılması gerektiğini söyleyebilirler...Mesela bu toprakta veya bu yüzeyde yada bahçenin bu kısmında asla çim olmaz,  ancak biz önce 20 cm kazıyıp sonra falanca topraktan koyup üstüne başka cins karışım topraklar koyarsak farklı bir drenaj sistemi yapıp hiçbir yerde olmayan bize ait bir rulo çimi uygular isek sonuç olumlu olacaktır gibi...Bunlara asla kanmayın.Belki de sadece uygun bir çim tohumu yeterli olacaktır.

6-Bahçıvanlar abartmaya bayılırlar, 20 çuval toprak lazım diyorsa 10 yeterlidir.15 diyorsa da 8-10 dan fazlası olmasın.4 kilo tohum diyorsa en fazla 2 dir.(Malzemeyi kendi alıyorsa üzerine 3-5 pay koyuyor o yüzden ne kadar malzeme alsa onun için kar)

7-Bu arada onun dediğinden az malzeme aldırttıysanız sizin olmadığınız anı kollayıp malzemesini biran önce bitirip , kalan alanı boş bırakıp, malzemem yetmedi deyip  kendini haklı çıkarmaya çalışacaktır.Gözünüz üzerinde olsun boş bırakmayın.

8-Sizin önceki zamanlardan tohumunuz varsa , onun için o tohumlar isterse Vilmorin olsun çok kalitesiz ve kötüdür, hatta sahtedir...O paketlere hiç çıkmayan , bayat çim tohumlarından koyuyorlardır. İllaki kendi malzemesi en iyisidir.

9-Bahçıvanlara asla fazla yüz vermeyin, kıyafet, fazladan bahşiş, yiyecek vs vs fazlaca verirseniz hemen bunu kullanır anında zam ister...Kesin ..hepsi için geçerli.

10- Şu yüz verme konusu baya önemli, ne kadar ciddi olursanız o kadar iyi çünkü onun için sadece çimleri önemlidir, bahçe mobilyanız, teak verandanız, alüminyum korkuluklarınız onun için hiçbir şey ifade etmez...Çok rahat zarar verebilir hepsinin üzerine siz görmeden bahçe araç gereçlerini , gübrelerini koyabilir, çim biçme makinasını hiç düşünmeden tahta verandanızdan geçirebilir dedim ya onun için kendi araçları daha önemlidir...

Sonuç: Her şey bitince yeni çim dikilmiş bahçeyi izlemek çok keyifli , birde içinize sinmişse herşeye değer...
                                                  a1

22 Mart 2012 Perşembe

Eski İzmir




İşte güzel İzmirimden eski günler...Konak meydanı şimdi  dahasakin daha güzel...Yıllar geçtikçe güzelleşiyor bu şehir...

20 Mart 2012 Salı

Nişantaşı Estetik Micro Plus

Geçen yıldan beri güzellik merkezlerinde oldukça mesai yaptım. Bu tip bakımlardan çok hoşlanıyorum kendim için birşeyler yaptığımı düşünüyorum ...38 olmama rağmen genelde yaşım 28-30 tahmin ediliyor bu da beni çok sevindiriyor.
Nişantaşı Nish Estetiğe bugün 3. gidişim. Radyofrekans ve Micro Plus'a devam ediyorum.Micro oldukça etkili..Yüzünüze küçük darbeler ve akım hissediyorsunuz , başlangıçta çok yadırgadım  ama çok memnun kaldım. Hatta bugün seans sonrası Boynerde Este Louder standında  kazayağı çizgilerim için ne önerirsiniz dediğimde ..Uzmanın : Sizin çizginiz yok ki ..Sadece gözaltı kremi kullanın demesi  Micronun etkili bir sey olduğunu bana gösterdi...Ben de ''Seanstan geliyorum sanırım yok oldular'' dedim...:) Ne demiştik : İmkansız Diye Birşey Yoktur ....

Bu arada Nish Estetik personelini sevdim.Sibel Hn ve Elif Hn çok tatlılar...Personel güleryüzlü olunca insanın severek gidesi geliyor...

Nish'in Yeri  Rumeli caddesi girişinde Tchibo 'nun karşısı Rumeli Palasta....Nişantaşının uç noktalarındaki yerlere gidip gelmek çok zor oluyor..Burada en azından alışverişe de zaman kalıyor...
                                            Nişantaşı'nın yeni Estetik ve Güzellik Merkezi NISH Estetik'ten 15 seans kavitasyon, 15 seans radyofrekans ile kavitasyona özel diyet programı ve 1 seans enjeksiyonsuz lipoliz uygulamasından oluşan 30 seanslık zayıflama paketi 2,200 yerine 48 TL! (31 Ekim 2011 tarihine kadar geçerlidir.)

19 Mart 2012 Pazartesi

Secret'ın Sihri

                                                               
Secret ilk çıktığında ne büyük istekle defalarca okumuştum kitabı hatta cd'sini de çok izledim. Çocuklugundan beri Polyanna olan ben , ne çok kendimi bulmuştum Secret'ta...Tam da benim düşündüğüm  gibi düşünenler varmış demiştim ... Benim aşırı iyimser ve olumlu tavırlarım  her ne kadar gerçekçi karşılanmasa da en azından bu gibi akımlarla daha normal karşılanır oldu. Neyse hafta sonu gazetede çıkan haberin bu akımın bir masala dayandığından bahsediyordu...olabilir tabi tarihte hep var bunlar ama eğer kopyalama veya alıntı işlemi var ise oldukça başarılı olmuş Secret'ın sihri de burada galiba...

HT PAZAR / alıntı...

"Dünyanın başlangıcından bu yana harika şeyler keşfedildi. Son yüzyılda öncekilerden de hayret verici keşifler yapıldı. Yeni yüzyılda daha da hayret verici yüzlerce keşif yapılacak. (...) Son yüzyılda insanların keşfettiği yeni şeylerden biri de düşüncenin, saf düşüncenin elektrik bataryaları kadar güçlü olabileceği, bir insana gün ışığı kadar iyi gelebileceği ya da zehir gibi zarar verebileceğidir. Üzücü ve kötü bir düşüncenin zihninize girmesine izin vermek kızamık mikrobunun bedeninize girmesine izin vermek kadar tehlikelidir. Size nüfuz ettikten sonra orada kalmasına izin verirseniz yaşadığınız sürece bir daha asla ondan kurtulamayabilirsiniz."

Romanın bir sahnesinde bir kenarda çocukları izleyen bahçıvan, olumlu fikirleri her gün düzenli olarak tekrarlamanın öneminden bahseden Colin'in sözünü kesiyor: "Bir keresinde Jem Fettleworth'ün karısının aynı şeyi binlerce kez tekrarladığını duymuştum. Ona 'Ayyaş canavar' deyip duruyordu. İşe de yaradı... Mavi Aslan Barı'nda körkütük sarhoş olan adam eve gelip kadını bir güzel patakladı. Bunun üzerine Colin önce kaşlarını çatarak biraz düşünür ama sonra keyfi yerine gelir: "İşte bak, kadın 'yanlış sihir' yapmış, adam da onu dövmüş. Eğer doğru sihir yapıp güzel şeyler söyleseydi belki de adam sarhoş olmaz, hatta ona yeni bir şapka hediye ederdi."


İnsanın bakış açısını değiştirip olumlu düşünmeye başlamasının öneminin farkındayım. Başına gelen acılar yüzünden başkalarını suçlayıp durmadan "Ben ne kadar bahtsız bir insanım" diyenlerin yanlış yolda olduğunu, bu tavrın acıyı pekiştirmekten başka işe yaramayacağını da bunca yıldır okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan biliyorum. İnatla sürdürdüğümüz hareketlerin bir süre sonra tüm hayatımızı etkileyecek kadar güçlü etkileri olabildiğini de zaten çok kişi yazdı. Geçmişte ve bugün, Doğu'dan ve Batı'dan tüm akıllı insanların vardığı yer burası oldu. Sokrates de aynısını söyledi, Kutadgu Bilig yani Mutlu Olma Bilgisi adlı kitabında Yusuf Has Hacib de...

Lakin bu bilgilerin kitlelerce benimsenip bir mutluluk hareketine dönüşmesi için 2006'yı beklemek gerekti. Rhonda Byrne, yanına kuantum fizikçisi ve spiritüel terapistleri alarak The Secret (Sır) diye bir film çekti, ardından kitaba dönüştürerek turnayı gözünden vurdu. Artık ünlü ve zengin bir kadındı. Dünyanın dört bir yanında insanlar olumlu düşünmenin sadece huzur ve mutluluk değil, aynı zamanda sağlık, para, aşk ve ün getireceğine inanarak Byrne'ün çekim yasası tekniğini uyguluyordu. Bu "Neyi düşünürsen başına o gelir, nasıl düşünürsen öyle yaşarsın" tekniğini hatırlatmama gerek yok, biliyorsunuzdur.

300'ÜNCÜ SAYFADAN SONRASI
Olumlu düşünmenin faydalarına inansam da The Secret'ın ne kitabını okuyabildim, ne filmini seyredebildim. İkisi de feci sıkıcıydı çünkü. Fakat birkaç hafta önce bu konuyla yeniden ilgilenmenin hiç de fena fikir olmadığına karar verdim. Anlatayım...

Yapacak başka şey yoktu, ben de Can Çocuk Yayınları'ndan gelen bir kitabı aldım elime. Frances Hodgson Burnett'ın 100 yıllık kitabı Gizli Bahçe'nin kısaltılmamış versiyonunu basmışlardı. Hindistan'da doğup büyüyen ve ailesi öldükten sonra İngiltere'deki zengin bir akrabasının yanına gelen küçük bir kızın hikayesiydi. Bencil, kibirli ve mutsuz bir kızdı Mary. Zengin akrabanın oğlu Colin ondan da beterdi. Her şeyden şikâyet eden, hayatlarının çekilmez olduğunu iddia edip duran bu iki çocuk sayfalar ilerledikçe malikânenin yakınında gizli bir bahçe keşfediyor ve orada müthiş bir hayat bilgeliğine sahip oluyordu. 400 sayfalık kitabın hepsini özetlemeyeceğim. Zaten bizi ilgilendiren 300'üncü sayfadan sonrası...

BENZERLİK TESADÜF MÜ?
"Sihir" başlıklı bölümde birdenbire sanki The Secret'tan pasajlar okumaya başladığımı hissettim. Kötürüm Colin'in insanların sihir denen şeyi o güne kadar yanlış algıladığını fark ettiği ve sihir deneyleri yapmaya karar verdiği bölüm. "Sihir harika bir şey ve eski kitaplardaki birkaç kişi hariç kimse tam olarak onun ne olduğunu bilmiyor" diyordu Colin. Ve sürekli aynı şeyi düşünüp söylemenin önemini keşfediyordu: "Askerlerin talim yaptığı gibi bunu her gün düzenli yaparsanız görürsünüz. (...) Eğer gelip yardımcı olması için sürekli onu çağırırsanız, sihir bir parçanız olur ve istediğiniz şeyleri gerçekleştirmeye başlar."

Bıkmadan usanmadan sihir deneyleri yapan Colin nihayet "gerçeği" buluyordu: Sihir içimizdeydi. En çok da bir konu üzerinde çalıştığın, bir de şükür dualarını ihmal etmediğin zamanlarda işe yarıyordu. Hatta kötürüm Colin, gizli bahçe aracılığıyla edindiği bu hayat bilgisini kullanarak yürümeye başlıyor, dahası Mary gibi o da daha iyi, daha güzel, daha mutlu, adeta dertsiz tasasız biri oluyordu.

Benzerlik tesadüf mü diyorsunuz? Bence değil! The Secret'ta alakalı alakasız her bilge kişiye, her kitaba referans veren Rhonda Byrne, bir tek Gizli Bahçe'den söz etmiyor. İşin en tuhafı, bugünlerde The Secret'ın devam kitabını yayınlayarak "bir bahar sabahı tesadüfen keşfettiğini" söylediği sırrın tamamını açıkladığını iddia etti. Bu kitabın adı ne dersiniz? The Magic, yani Colin'in peşine düştüğü Sihir. Ona milyonlar kazandıran kitaplarını, aslında tam bir asır önce, yani 1911'de çıkmış bir kitaptan aparttığını söylese ne olurdu, bilmiyorum. Ama dikkatli olalım, belki de bir masala inandırılmışızdır.

9 Mart 2012 Cuma

Red Chair




















Ataşehirdeki stüdyo için çok bu tip bar sandalyesini aradım ...Bu en son çıkan modellerden ve de çok şık duruyor. En kısa zamanda 3 adet almayı düşünüyorum..Resim üzerinde internet adresi var.Fiyatı da piyasaya göre çok makul :93 TL Mudo ve diger yerlerde bulduklarım hep 300 ve üzeri idi...Kalitesi de aynı..

5 Mart 2012 Pazartesi

Arsa & tarla alırken dikkat edilecek kurallar

Gayrimenkul yatırımlarımız hep akıllıca oldu ama tarla konusuna gelince..3 yıl önce bir çırpıda alıverdiğimiz Tekirdağ Saraydaki tarlalar satışında beni o kadar zorladı ki inanılmaz bir deneyim elde ettim..Benim de bundan sonra uygulayacağım işe yarar,çıkardığım sonuçlar şunlar...

1.Asla ulaşamayacağınız, size uzak bir yerden arsa / tarla almayın.

2.Bir gün değerlenir, mutlaka zaman içinde değerlenir diye bir yer satın almayın.

3.Kısa dönemde değer artışı beklentiniz var ise üzerini değerlendirebileceğiniz bir yer alın, yani ya onu çiftlik yapın, ya ev yapın, ya üzerini ekip biçin, ağaç dikin, tel örgüyle çevirin vs vs..Hareket var ise bereket vardır orada...

4.Satışta mümkün olduğunca aracı kullanmayın..Aracılar arkanızdan her türlü dolabı döndürebilir...Sizin yönlendirdiğiniz müşteriye bile başka yerler gösterebilir, fiyatı farklı söyleyebilir, kendi yakınına satmak için türlü yalanlara başvurabilir vs vs..Özellikle Saray gibi köye benzeyen yerlerdekilere, kurumsal olmayan kişilere  asla güvenmeyin.

5.Elektirik, su ve iskan yolu açılmış olması, köy/ilçe merkezine yakın olması satışta en çok sorulan sorular..

6.Yüksek yerden, tepeden yer almayın..Bizim aldıklarımızdan biri 2 yıl önce çok falan yağıştan oluşan toprak kayması sebebiyle sit alanı ilan edildi ve bunu satarken tapudan öğrendik Bu yüzden değerinin altına satmak zorunda kaldık.

7.Alıp satarken internetteki emlak siteleri fikir verebilir ancak kelepir,acil, kaçrmayın gibi sözlere çok fazla inanmayın.

8.İnternet ilanlarında Google Earth -maps çok etkili oluyor...

9.Alırken de satarken de acele etmeyin.

10.Kısa dönem değer kazanmak için arsa / tarla yerine ev almak daha makul...



Salvador Dali & Ferruh Başağa Eserleri

Elif'in sayesinde (resim dersi projesi) Salvador Dali ve Ferruh Başağanın eserlerini ayrıntılı incelemiş oldum. Çok da iyi oldu...Bizim seçtigimiz eserler aşağıdakiler..Kelebekler Dali'nin, Balerinler ise Ferruh Başağa'nın
www.ferruhbasaga.net
www.dali-gallery.com
                                           

                                   1945- Yağlıboya
Bu arada ben de sanat aşkına geldim, bir çırpıda IKEA 'dan aldığım çerçeveyi boyayıverdim...İçimdeki boyama hissi öyle büyüktü ki kendimi zor frenledim...Ne de olsa yıllar önce açtığım 2 kişisel sergiden sonra evlilik-çocuk vb derken yıllarca o coşkuyu, frekansı , sanatsal yaratıcılığı bir daha hissetmeyi bekledim..İzmir'de bekarken ne zor şartlar altında yapardım resimlerimi ..Atölye alanım falan da yoktu...Oysa yıllar içinde özellikle Zekeriyaköydeki evde kocaman çatı katı ve bahçe katı boş kaldı ve ben okadar alanı atölye olarak değerlendirmedim..Hep inşaat işleriyle uğraştım..Sanırım sanatçı olmak biraz rahatsızlığı istiyor, karmaşayı, yalnızlığı, karışık bir ruh halini, ait olamamayı...

2 Mart 2012 Cuma

Pozitif Düşün Pozitif Yaşa

Evren hepimizin hizmetinde.....Yaratıcı gücümüzün sınırsızlığının farkında mıyız?




Son zamanlarda fizik ve metafiziğin birleşmesiyle birçok kavram değişik anlamlar kazanmaya başladı. Ve kuantum ile olanın olma şeklini daha net görür algılayabilir olduk.

Daha da ötesinde birey olarak sahip olduğumuz sınırsızlığı ve yaratıcı gücümüzün sınırsızlığını algılamaya başladık.Bu konu ile ilgili beğendiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Bu yazıda yaratım gücümüzün sınırsızlığını nasıl kullandığımızı, düşüncelerimizin kuantum bakış açısı ile nasıl yaratımda bulunduğunu anlatılıyor.

Kuantum Nedir?
Kuantum fizikçiler evrendeki tüm parçaların birbiriyle bağlı ve etkileşim halinde olduklarını keşfettiler. Bu bilimin tüm olanın bir ve birbiriyle bağlı olduğunu görmesi anlamında eşsiz güzellikte bir adımdı. Bilim kuantum fiziğiyle birlikte katı ve tek boyutlu bakış açısının ötesine; evreni, varoluşu tek ve katı bir pencereden izlemenin ötesine genişlemeye başladı.

Evrende varolan her şey ve bedenimiz atomlardan oluşuyor. Ve atomlar boşluk içinde dönen elektronlar ve protonlardan. Aslında zihnin sınırlamalarının ötesinde sonsuz bir boşluk içindeyiz diyebiliriz. Ancak, kuantum fizikçilerin gözlemleri bu boşluğun anladığımız anlamıyla boş olmadığını gösterdi. Kuantum fizikçiler atomaltı parçacıkları gözlemlemeye başladıklarında, içinde çok sayıda potansiyeli barındıran saf bir enerji alanına ulaştılar. Bu alandaki saf enerji fizik kanunlarından ve maddeden farklı hareket ediyordu. Bu enerjinin kaynağı bilinmiyordu, hep varolmuş ve hep varolacak, sonsuz ve ebedi olan saf enerji kaynağı…Zaman ve fiziksel bir form içinde her bir parça ayrı olarak algılansa da, bunun bir algıdan ibaret olduğunu, parçaların birbiriyle etkileşim içinde olduklarını, ve bağlı olduğunu kuantum fiziği dünyaya sundu.

Bu kişisel olarak bizler için ne anlama geliyor?
Her parça birbiriyle ilişkilidir…Her insan bir diğeriyle bağlıdır…Düşüncelerimiz bir titreşim taşır. Düşünceler yaşama doğduğumuz andan itibaren yüklenmiş olduğumuz inanç kalıplarımızdır. Ve inanç kalıplarımız yaşamı nasıl algıladığımızı belirler. Örneğin, yaşamın zor olduğu inanç kalıbını taşıyan bir kişinin düşünceleri bunu yansıtır. Bu düşüncelerini gün içinde kelimelere dökerek ifade eder. Düşüncelerin titreşimi kelimelerle ifade edildikçe güçlenir, ne kadar çok sıklıkta kelimeler yaşamın zor olduğu inancı etrafında dönerse o oranda bu inanç kalıbı güçlenecektir.

Her enerjinin bir titreşimi ve bu titreşimlerin de bir karşılığı vardır.
Ve bu inanç bir titreşim, bir frekans, bir kod taşımaktadır. Ve ALAN denilen bu saf enerjiye bu kişi tarafından adeta bir radyo istasyonundan yayılan sinyaller gibi gönderilecektir. Fizik kanunlarından ve maddeden farklı hareket eden enerji kaynağı olan bu BOŞLUK/ALAN, kişinin bu inancını ona geri yansıtacaktır. Ve kuantum fizikçilerinin de gözlemleri neticesi ortaya koydukları gibi bu alan çok sayıda potansiyeli içermektedir.

Yaşamın zor olduğu inancını sürekli ALANa yayınlayan bu kişiye, ALANdan bir çok deneyimde yaşamın zorlu olduğu inancının yansıması geri dönecektir. Zorlu ve çatışma halinde ilişkiler (iş, eş, aile, arkadaş ilişkileri), zorlu yaşam koşulları; tatmin etmeyen ücretlerle çalışılan iş ortamları, yaşamın günlük rutininde devam eden süreçlerin kolay yollardan yürümesi yerine sürekli karşılaşılan zorluklar, bu iş oldu noktalarında tıkanan enerjiler vb. örnekleri her birimiz kendi hayatımızdan çoğaltabiliriz.

Size bu noktada e-maillerde sık sık dolaşan özlü sözlerden birini tekrar hatırlatmak istiyorum. Belki şimdi Kuantum bakış açısı ile konuya baktıkça sizin için daha değişik bir anlam ifade edebilir.

Duygularınız Düşüncelerinizi,
Düşünceleriniz İnaçlarınızı,
İnançlarınız Davranışlarınızı,
Davranışlarınız Alışkanlıklarınızı
Alışkanlıklarınızda Hayatınızı oluşturur.


Bizler bilsek de bilmesek de, farkında olsak da olmasak da, her birimiz bu alandaki saf enerjiyi kullanırız. Ve bu alandaki enerjiyi kullanmadığımız bir an bile yoktur. Tüm düşüncelerimiz, bu alana yayılmakta ve bizlere deneyimler olarak geri dönmektedir. Ve bizler sanki yaşamın karşısında bir yaprak gibi savrulduğumuzu sanırız. Değiştirme ya da yenilenme gücü olmaksızın yaşamlarımızı tatsız ve keyifsiz bir şekilde belki de sürmek zorundayız sanırız. Ve bir de bilinçaltımızdan yansıyanlar vardır, bilinçli halimizle olan biteni takip etmekte zorlandığımızı hissederken, bilinçaltına hiç ulaşamayacağımızı sanırız.

Ve bu alan bize neye inanıyorsak onu yansıtır! Yaşamım dediğimiz şeye bir bakalım, peki ya kuantum mekaniğinin bize sunduğu doğruysa, öyleyse şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya… Ben yaşamı nasıl algılıyorsam, bunu bir radyo istasyonu gibi yayıyorum, yaymış olduğum bu titreşimler ebedi ve ezeli olan bu saf enerji alanına ulaşıyor, ve bana yaşam deneyimleri olarak geri dönüyor.

Radyo frekansınızdan güzel haberler vermek, sevinç, çoşku ve aşk şarkıları çalmak elimizde.

Tek yapmanız gereken düşünce frekansınızı SEVGİ’de tutmak

1 Mart 2012 Perşembe

İzmir Aşkına


Bulduğum eski İzmir resimlerine dayanamıyorum...En  güzeli de şu an çoook değişmemiş olması....

Güne Mutlu Başlamak...

İlk kendine günaydın de uyanırken, Ve ilk kendine gülümse aynalarda, Bir tatlı söz söyle kendine tebessüm et, Ve umursa kendini, teşekkür et . Sevmekle başlar herşey, kendini sev, Ve paylaştıkça çoğalır, sınırsız ver, Dost ol kendine, dürüst ol, Bir sevda sun yalansız, Ve dokun kendine hesapsız.
İlk kendine günaydın de uyanırken, Ve ilk kendine gülümse aynalarda, Sonra göreceksin binbir yüzde, Kendi yansımanı ...
yüreğiyle sevebilenlere aç yüreğini aç ki, büyüsün sevgin en kocamanından olsun....

29 Şubat 2012 Çarşamba

Özel Olmak


                                                   

Bir şeyler bir yerlerde kopuyor bu çığlığı duymak, bu kopuşu önlemek lazım...

Özel olmak..Belki de dünyanın en güzel duygularından biri...Hepimiz özel olmayı isteriz. Eşimiz/sevgilimiz, anne-babamız, dostlarımız, komşularımız, arkadaşlarımız için özel olmayı bekleriz..Hatta hizmet/ürün satınaldığımız, iletişim halinde olduğumuz , hiç tanımadığımız insanların bile bize özel davranmasını isteriz...Restoranlarda, havaalanında, alışveriş merkezlerinde, oturdugumuz sitelerde kendimizi ''özel'' hissedebilmek adına büyük bedeller öderiz...Parayla elde edilmiş ''özellik''...Business Class'ta oturunca, güvenlik görevlileri kapımızı açınca, valeler arabalarımızı parkedince, ya da lüks bir restoranda yemeklerin tadından çok , servis personelinin kıyafeti ve davranışlarına verdiğimiz paralar mı bizi ''özel'' yapıyor...

Mütevazi bir hayat yaşayan , etrafında parayla elde edilmiş sahte bir topluluğun olmadığı insanlar hiç mi özel değil..Ya da onlara bu hissi verenler, içten, gerçek  duygularıyla mı  davranıyorlar?

Ben hiç samimi bulmuyorum a şıkkını...İnsanın doyumsuz olması da bu samimiyetsiz gerçek olmayan ortamlardan kaynaklanmıyor mu? İçlerinden hiç de öyle davranmak istemeyenlerin sanal davranışlarındansa az ve öz içten bir samimiyetle kuşatılmayı isterim...


                                                              

28 Şubat 2012 Salı

Kuantum Olumlamalar

 
                                         
Kuantum adına sınırsız sayıda olumlama yapılabilir ama ben bazı klişeleşmiş kuantum yasalarını seçtim..Önce inanmakla başlayabiliriz....
Hayal et,inan ve sahip ol.
Olduğumuz her şey , düşünmüş olduklarımızın sonucudur.
Yolunda gitmeyen şeylerden kurtulmanın en iyi yolu o şeyleri olumlamaktan geçer.
Zengin olmak istiyorsanız , harcayın. Paranızı harcamak evren'e bende daha fazlası var mesajını gönderir ve bu parayı daha fazla size çeker.
Dünya'nın neresine giderseniz gidin, enerji sizi asla bırakmayacaktır.
Çekim yasasının karşı konulmaz gücünü oluşturan şey, sevgi ile düşüncenin bir araya gelişidir
Hayalleriniz büyük olsun ki, hayal ettikçe siz de büyüyün
Hayal etmek her şey demektir. Hayatın size getireceklerinin bir ön gösterimidir.
Bir şeye sahip olmak için çok istemek gerekmez, gerçekten istemek kafidir.
Hayal et, sahip olduğuna inan ve al. Düşüncenin kazanamayacağı hiç bir şey yoktur...
‎Hayal etmek başarmanın yarısıdır.
Aklın düşünebildiği her şey kazanılabilir...
Birşeye sahip olmak istiyorsanız eğer o şeye sahip olmuşsunuz gibi düşünün...Belki kısa belki uzun bir zaman sonra o şey size "gelecektir.
Pozitif düşünceleriniz hayatınızı istediğiniz gibi çizmeniz için bir kalemdir...
Herhangi bir konu hakkında olumsuz düşünceye sahipseniz ve bu düşünceden kurtulamıyorsanız o konu kesinlikle olumsuz sonuçlanır. Fakat bu konu hakkındaki düşüncenizi değiştirdiğiniz anda ibre adeta yön değiştirir ve herşey sizin için olumlu işlemeye başlar.

Gel,gel,ne olursan ol yine gel...

Konya doğumlu olmam Mevlana'ya daha bir yakın hissetmemi sağlamıştır hep...Bu yüce bilgelik ben de hep sonsuz bir derinliği çağrıştırır...Ne kadar araştırsan, ne kadar okusan daha fazla içine çeker seni bu derinlik...Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı çok büyük bir heyecanla 1 günde okuyunca Aşkın Gözyaşlarına ve Elif Şafak'ın Aşk'ına daha fazla zaman ayırmak istemiştim... Tabi bu kitaplar popüler olanlar....

Ne zaman bir kitabevine girsem mutlaka Mevlana'ya atfedilmiş bir eseri arar gözlerim...Tabii kendimi alamam sonra...Galata Mevlevihanesi de huzur verir...Arındırır...Müthiş bir enerjisi vardır oranın...Yüreği temizlenmiş çıkar gönüller oradan...


Come, come, whoever you are,
Wanderer, worshipper, lover of leaving,
Ours is not a caravan of despair.
Even if you have broken your vows a thousand times
It doesn’t matter
Come, come yet again, come”

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,ister kafir, ister mecusi,ister puta tapan ol yine gel,bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…